Türk mutfağının en çok tartışılan ve çocukların “Bugün ne yiyeceğiz?” sorusuna genellikle korkuyla yanıt verilen bamya, uluslararası arenada bir süper gıda olarak değerlendiriliyor. Ülkemizde tencere açıldığında yüzlerdeki ekşimeye neden olan bu yeşil sebze, Güneş’in doğduğu ülke Japonya’da ise en sevilen yiyeceklerden biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de bamyanın sevilmemesinin en önemli nedenleri arasında pişirme yönteminin etkisi bulunuyor. Geleneksel olarak sulu yemekler veya zeytinyağlılar arasında yer aldığı için, doğru şekilde pişirilmediğinde salgıladığı müsilajlı yapı nedeniyle “salyalı” bir kıvam alabiliyor. Türk damak tadı genellikle belirgin ve ayrık dokuları tercih ettiği için, bu yapışkan doku bamyanın pırasa ve karnabahardan sonra en sevilmeyen sebzeler arasında yer almasına sebep oluyor.
Japon mutfağında “neba-neba” olarak bilinen bu yapışkan doku ise tam tersine, sadece bir lezzet unsuru değil, aynı zamanda sağlık açısından da önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor. Japonlar, bamyanın bu dokusunun mide duvarını koruduğuna, sindirimi kolaylaştırdığına ve yaz aylarında vücut direncini artırdığına inanıyor.
Türk mutfağının aksine, Japonlar bamyayı saatlerce pişirmek yerine genellikle hafifçe haşlıyor veya çiğ olarak bırakıyor. İnce halkalar halinde dilimlenen bamyalar, üzerine soya sosu ve kurutulmuş palamut talaşı (katsuobushi) eklenerek garnitür veya salata olarak servis ediliyor. Bu yöntemle sebzenin vitamin değerleri korunuyor ve o çok sevilen yapışkan doku da en üst düzeye çıkartılıyor.
Batı mutfaklarında, özellikle ABD’nin güney bölgelerinde çıtır çıtır kızartılarak tüketilen bamya, küresel mutfakta “yeşil altın” olarak anılırken; Türkiye’de hala “limonla dokusunu kurtarma” çabalarıyla gündemde kalmaya devam ediyor.