Üniversiteye Girişte Yaşanan Sorunlar
Ülkemizdeki eğitim sistemi, YÖK Atlas verilerine göre istisnai değil, yerleşik bir sorunla karşı karşıya. Güncel yerleştirme sonuçlarına göre yüzlerce üniversite programı, eksi netle ya da sıfır netle öğrenci kabul ediyor. Bu durum geçici değil, uzun yıllardır süregelen bir yapısal sorunun açık bir göstergesidir.
Gençler hala “geleceğin sınavlardan geçtiğini” düşünerek büyütülüyor. Fakat aileler ekonomik zorluklara rağmen çocuklarını dershanelere ve özel kurslara yönlendiriyor. Gençler sosyal hayatlarından, ruh sağlıklarından ve gençliklerinden feragat ederek yıllarca test kitaplarıyla yaşamaya devam ediyorlar. Ancak bazı üniversiteler, akademik yeterlilik göstermeyen adaylara bile kapılarını açıyor.
Artık karşımızda basit bir eğitim sorunu değil; kurumsal sorumsuzluk ve kamusal ciddiyetsizlik var. Planlama eksikliği, zayıf denetim, sonuçlardan hesap verilmemesi gibi olumsuzluklarla karşı karşıyayız. Buna rağmen, “eğitimde kalite” gibi kavramlar kullanılarak gerçekler örtbas ediliyor.
Ülkemizde üniversite sayısı artmış olsa da, üniversitelerin niteliği önemli ölçüde düşmüştür. Bugün bazı üniversiteler, bilgi üretme ve toplumu ileriye taşıma misyonundan çok uzaklaşmış durumda. Diploma, artık bilgi ve yetkinliğin simgesi olmaktan çıkmış, boş bir belgeye dönüşmüştür.
Bu durumun vakıf üniversitelerinde yoğunlaşmasının ise tesadüf olmadığı açıktır. Eğitim, artık müşteri mantığına göre işleyen bir sektöre dönüşmüş durumda. Öğrenciler, artık bilgileriyle değil, ödeme güçleriyle değerlendiriliyorlar. Bu nedenle mezunların iş bulamaması şaşırtıcı değil, kaçınılmazdır.
YKS, bu çelişkili yapıda önemli bir rol oynuyor. Yüksek stresli ve tek seferlik bir sınav olmasına rağmen, bu sınavdan akademik yeterlilik göstermeden üniversiteye girilebilmesi ciddi bir sorunu ortaya koyuyor. Bu durum, sınav sisteminin meşruiyetini zedeliyor.
Özetle, sıfır ya da eksi netle öğrenci alınan bir sistem sadece bugünü değil, yarını da çalıyor. Sorunun kökten çözümü için nitelik odaklı, liyakati esas alan bir üniversite anlayışının benimsenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde gençlerin umudu azalacak, toplumsal güven zedelenecek ve emek değersizleşecektir.
Bu anlayış normalleştirildikçe, iş gücü niteliksizleşir, meslekler itibarsızlaşır ve toplumsal hayal kırıklığı derinleşir. Bu nedenle, sorunun görmezden gelinmemesi, yapısal değişiklikler yapılması ve gençlerin hak ettiği nitelikli eğitimin sağlanması gerekmektedir. Aksi halde kaybeden yalnızca gençler değil, toplumun geneli olacaktır.